Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu yakınlaşmanın mahiyeti nedir? Yakınlaşma emareleri inkar edilemez şekilde görünürken bu talep hangi taraftan gelmiştir? Hangi tarafın menfaatinedir? Kimin zararınadır? Bu nasıl ve ne düzeyde gerçekleşecek? Bunlar cevabını bekleyen sorulardır.Biraz daha net söylemek gerekirse müzakere başlarsa şöyle bir soru akla geliyor, “İslami İran, inkılabın temel ilkelerinden biri olan “Büyük Şeytan Amerika” sloganından vaz mı geçiyor?”. Büyük şeytana zeytin dalı mı uzatıyor veya büyük şeytan tarafından uzatılan zeytin dalına karşılık mı veriliyor?Daha doğrusu bu yakınlaşma neticesinde kafalarda şöyle bir yargı oluşur mu acaba; “İran İslam İnkılabı’nın idealleri ve müstekbirlere karşı mücadelesi buraya kadar imiş, artık İran’da dünyanın Amerika’sız olmadığını anladı”.Bu sorular Ahmedinejad döneminde cevabını bulmuştu ama İran’da yeni cumhurbaşkanı Ruhani döneminin başlamasıyla bu sorular yeniden zihinlere takılmaya başladı.İran’daki son cumhurbaşkalığı seçimleri sonrası bazı değişimlerin olacağı beklenmiyor değildi. Elbette yeni cumhurbaşkanı demek, yeni bir sima, yeni bir vitrin, yeni bir ekran demektir. Ancak İran’da yeni cumhurbaşkanı yeni bir strateji ve dış siyaset anlayışı anlamına da gelir mi? İran için böyle bir yargıda bulunmak doğru değildir.İran’ın kendisine özgü siyasal yapısını bilmeden, yürütme organının başına geçen cumhurbaşkanının değişmesini Batı siyasi kriterleriyle değerlendirmekle doğru sonuçlara varılamaz. Bu bakış açısından İran’ın iç ve dış siyasetteki duruşunu da anlamak mümkün değildir.İran’da ABD ile ilişkilerin düzeleceğine iyimser bakanların yanısıra önemli bir kesim ABD- İran ilişkilerine kötümser ve kaygı ile bakıyor.Yeni seçilen her cumhurbaşkanının ilk dönemlerinde gündeme gelen ABD-İran görüşmelerine neden ihtiyaç duyuluyor?İran açısından; İran’da bir kesim eskiden beri ABD ile doğrudan diyalog kurulması ve müzakereler yapılmasını istemekte ve fırsatını buldukça bunu dile getirmektedir. Bu kesimlerin ileri sürdüğü argümanların başında ise bu ülkeye yönelik yaptırımlara son verilmesi veya azaltılmasını sağlamak gelmektedir. Çünkü İslam İnkılabının zaferinden beri başlatılmış çok yönlü yaptırımların çerçevesi her geçen yıl biraz daha artırılmış ve bu ise son yıllarda halkın hayatını doğrudan etkilemeye başlamıştır.Medya gücünü elinde bulunduran ABD dünya kamuoyuna kendisini barışın koruyucusu ve uluslararası camiayla uyum içinde tanıtırken İran’ı ise teröristlere destek veren, dünya barışını bozan, uzlaşmaya yanaşmayan taraf olarak tanıtmaktadır. Bu propagandalar ister istemez İran’da da bazı kesimlerde yankı bulmaktadır.Bunun farkında olan siyasetçiler, “neden ABD’nin uzattığı zeytin dalını redediyoruz “, “neden barışa yanaşmıyoruz”, “Amerika ile uzlaşılırsa birçok sorunlarımız azalacak, en azından ambargolar kalkacak veya hafifleyecek”, “Avrupa ve müslüman ülkelerle irtibat ABD ile yakınlaşmaya bağlıdır, dolayısıyla sorunu kökünden halledelim” ve “Üzerimizdeki baskıları azaltalım” vb sloganlardan yararlanmaktalar. Seçimler sırasında halkın ekonomik sıkıntılarını gidermeye dair vaatlerde bulunan siyasetçilerden bir bölümü yukarıdaki sloganları gündemde tutarak hedefe ulaşmak istemekteler. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de seçim propagandaları sırasında bu populist sloganları sık sık tekrarlamaktaydı. Hasan Ruhani ve ekibi bir yandan ABD’nin elindeki bu silahı etkisiz kılmak ve öte yandan halka verdiği sözlere bağlı olduğunu göstermek için şu sıralar uzlaşmacı mesajlar vermektedir.Batı ve özellikle de ABD’nin İslam İnkılabının ilkelerine temelden karşı olduğu ve İran’ın bu ilkelerden vazgeçmediği sürece rahat bırakılmayacağı gerçeğinin farkında olan ilkeci kesimler ise dezenformasyona yönelik bu propagandalara inanmamaktadırlar.Bu kesimlere göre; İslam Cumhuriyetinin Batı’ya karşı şimdiye kadar izlediği siyaset İran’a izzet, müslüman ve mustazaf halklara özgüven ve dünya halklarının uyanmasını kazandırmıştır. ABD ile uzlaşmak bu başarıya gölge düşürür, müslüman ve anti emperyalist halkları ümitsizliğe ve teslimiyete sevkeder. Sorun ve problemelerimizi kendimiz halletmeliyiz, ABD ile yakınlaşma sömürü ve bağımlılıktan başka birşey getirmez.İslam İnkılabının Filistin meselesi ve Kudüs davasına ilkesel bakışı ve işgalci siyonist rejimin varlığını tanımaması, ABD’nin ise siyonist rejimin çıkarlarını kendi çıkarlarına tercih siyaseti devam ettiği sürece bu iki ülkenin uzlaşması ilkecilere göre imkansızdır.ABD açısından;ABD’nin Afganistan ve Irak işgallerinden ağır yenilgilerle çıkarak itibar kaybına uğraması, Suriye’de istediğini elde edememesi ve buna karşılık İran’ın adı geçen her üç ülkede de başarılar kazanması Amerika’yı bu yakınlaşmaya sevkeden etkenlerden biri olarak görülüyor.ABD, İran’ın dünya halklarını yönlendirmedeki etkisini savaş ve ambargolarla engelleyemedi. Şimdi yeni taktik olarak müzakereleri gündeme getirmesi, İran’ı büyük şeytan olarak tanımladığı ABD ile uzlaşma taraftarı gösterip halklar nezdinde itibarını sarsmaya yönelik diğer bir hile olarak değerlendirilmesi uzak bir ihtimal değildir.ABD uyguladığı müstekbir siyasetle müslüman halklar arasında kaybolmuş itibarını tekrar kazanmak peşindedir. Bunun yegane yolunun “ya istikbar huyundan vazgeçmesi veya İran ile uzlaşmacıı görünmesinden” geçtiğini anlamış ve dolayısıyla bir taşla iki kuş vurmak istemektedir. Yani, bir yandan istikbar niyetini gizleyerek itibarı kazanmış olacak ve bir yandan da İran’ı müslüman ve mustazaf halklar yanında inzivaya itmiş olacaktır.Bir kısmına işaret ettiğimiz hedefler doğrultusunda iki ülke arasında taktik savaşları başlamış olup İran’ın avantajı sahip olduğu itibarı, tevhidi düşünceye sahip müslüman halkların desteği, ABD’nin ise askeri, ekonomik ve medya gücüne ilaveten bölgedeki kukla rejimler gibi birtakım tehdit unsuruna sahip olmasıdır.Bu taktikler savaşında ABD, İran’ın sahip olduğu itibarı zedeleyerek gücünü kırmayı hedeflerken İran da Amerika’nın taktiğini bozmaya çalışacaktır. Yakınlaşmanın ilk adımı müzakere olacaktır, görüşmeye oturma şartları herşeyi belirleyecektir. İran, Amerika’nın şartlarını kabul ederse İslam İnkılabının ilkelerinden taviz vererek liberal demokrasiye yönelmiş olacak; ABD İran’ın şartlarını kabul ederse başta işgalci siyonist rejim olmak üzere birçok konuda geri adım atmış olacaktır. Bu durumda İslami uyanış daha bir güçlenecek ve öze dönüşler hızlanacaktır.Abdullah Özgür
22 Eylül 2013 - 20:30
News ID: 465704
Hekim olan Allah’ın Adıyla.... Siyaset dünyasında İran-Amerika müzakerelerinin başlama ihtimalleri konuşuluyor. Elbette bu ihtimaller boşuna değil. İran dışişleri bakanının Twitter’inden giden tebrik mesajı, Obama-Ruhani mektuplaşması ve Ruhani’nin Washington Post’ta makalesinin yayınlanması, BM toplantısının gerçekleşeceği bugünlere denk gelmesi tasadüf olarak görülemez herhalde.